tarihulkesi
0 Takipçi | 16 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (8)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (0)

TİRYAKİ HASAN PAŞA

2013-03-25 21:09:00
TİRYAKİ HASAN PAŞA |  görsel 1

Tiryaki Hasan Paşa, bereketli ömründe kazandığı zaferlerle, idare ettiği savaşlarda gösterdiği orijinal harp taktikleri ve ordusunu sevk ve idare edişiyle dünya askerlik tarihinin en şanlı kumandanları arasında yer alan büyüğümüzdür. Hayatını "İ'la-yı kelimetullah"a adamış olan Hasan Paşa, bu mukaddes ideal uğruna katıldığı mücadelelerden her zaman galib ayrılmıştır. Düşman kuvvetleriyle mücadelede, maddî kuvvetten ziyade manevî kuvvetin ehemmiyetini ve inanç yönünden kuvvetli kişilerin koca ordulara karşı çıkıp onları perişan edebileceklerini bizzat göstermiş ve bu hakikati gelecek nesillerin nazarlarına sunmuştur. Yaklaşık olarak 1521 yıllarında dünyaya gelen Hasan Paşa, genç yaşta Enderun'a girmiş ve saray okulunda iken kabiliyeti ve zekası ile dikkati çekmiştir. Enderun'daki tahsilini ikmal eden Hasan Paşa 1574'ten itibaren bir müddet sarayda Sultan III. Murad'ın yanında hizmet vermiştir. Ardından Macaristan'da bir hudut sancağı olan Zigetvar'da yirmi sene beylik yapmıştır. Harikulade cesareti, mertliği, kahramanlığı ve dindarlığı ile tanınmış ve devrin idarecilerince her zaman takdirle hatırlanmıştır. 1594'te Bosna Beylerbeyi olan Hasan Paşa buradan da kendi arzusu üzerine Kanije Kalesi komutanlığına getirilmiştir. Bu vazifede iken, kale, büyük düşman kuvvetlerince kuşatılmış ve bu muhasara esnasında gösterdiği kahramanlıkla tarihimize şan vermiştir. Hasan Paşa'yı yakından tanımak için Kanije kuşatmasına ve bu kuşatma esnasında yapılan müdafaaya göz atmak lazımdır. Kanije müdafaası Müstakbel Almanya imparatoru Arşidük Ferdinand yüz bin kişilik ordusuyla Kanije önlerine gelmiştir. Ordusunda Almanlardan başka İtalyan, Papalık, İspanyol, Malta ve Fransız birlikleri de vardı. Bu ordu, yeni bir ha&c... Devamı

EVLİYA ÇELEBİ

2013-02-03 10:56:00
EVLİYA ÇELEBİ |  görsel 1

Seyyah-ı âlem ve ferid-i beni âdem EVLİYA ÇELEBİ On ciltlik muhteşem eseri "Seyahatnamesi" ile dünya çapında tanınan âlimimiz ve seyyahımız Evliya Çelebi'nin hayatının dönüm noktası bir rüya ile başlar. Seyahatnamenin birinci cildinde gördüğü bu rüyayı şöyle anlatmaktadır: "İstanbul'da hanemde bir gece uykuya dalmıştım. Birden bire kendimi Yemiş iskelesi yanında bulunan Ahi Çelebi Camiinde gördüm. Camiinin içi nur yüzlü bir cemaatle dolup taşmıştı. Ben de bu camiinin içine girerek minberin dibine diz çöküp oturdum. Bu nur yüzlü pirleri hayranlıkla temaşaya daldım. Fakat bunlann kim olduklarını anlayamamıştım. Nihayet yanımda bulunan bir zata sordum: '-Benim sultanım, ism-i şerifinizi ihsan buyurur musunuz?' dedim. O zat, Kemankeşlerin Piri "Sa'd ibni Ebi Vakkas" olduğunu söyledi. Derhal elini öptüm. Yine: "-Sizin yanınızdaki zatlar kimlerdir?' diye sual ettiğimde: 'Sahabe-i Kiram ve Ensar Hazretleridir dedi. O tarafa baktım. Bu zatlar sıra ile Hazret-i Ebu Bekir (ra), Hazret-i Ömer (ra), Hazret-i Osman (ra), Hazret-i Ali (ra) idiler. Bunları doya doya seyredip taze can buldum. Mihrapta ise Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimiz Aleyhisselâtü vesselam oturmakta idi. Biraz sonra yanımda oturmakta bulunan Sa'd İbni Ebi Vakkas Hazretleri elimden tutup beni Peygamber Efendimizin huzuruna götürdü ve dedi ki: " 'Âşık'ı sâdıkın ve ümmet-i müştakın Evliya kulun şefatin rica eder.' "Ben de derhal Hazret-i Peygamberin dest-i mübareklerini bûs ettim. Fakat heybetlerinden çok korkarak titredim. Kendilerine: " 'Şefaat ya Resulallah!' diyeceğim yerde: "Seyahat ve Resulullah! diyi verdim. Cenab-ı Peygambe... Devamı

OSMAN GAZİ

2013-02-03 10:53:00
OSMAN GAZİ |  görsel 1

Osmanlı Devleti´ nin Kurucusu. Oğuzların Kayı boyundan, Türkiye Selçuklularının uç beyi Ertuğrul Gazi´ nin oğlu olup, 1258 senesinde Söğüt´ te doğdu. Küçük yaştan itibaren İslam ilimlerini öğrenen Osman Gazi, ayrıca mükemmel bir askeri talim ve terbiye gördü. 1277´ de Anadolu´ nun İslamlaştırılıp, Türkleşmesi faaliyetine katılan gönül sultanlarından ve ahilerden biri olan Şeyh Edebeli´ nin kızı ile evlendi. Babası Ertuğrul Gazi´ nin 1281´ de vefatı üzerine bey seçilip iradeyi ele aldı.. Osman Beyi Kayıların başına geçince Söğüt´ ü kendisine merkez yaparak Akçakoca, Gazi Abdurrahman, Aykut Alp ve Konur Alp gibi beylerle Bizans´ a karşı fetihlere girişti. 1285´ de Kul aca Hisar´ ı feth edildi. 1288´ de İnegöl ve Karacahisar tekfurlarının kuvvetlerini Ekizce´ de bozguna uğrattı. Bu savaşta Osman Gazi´ nin kardeşi Saru Batu şehid oldu. Osmanlıların daha sonra Karacahisari Taraklı ve Göynük´ ü elde etmesi üzerine, bölge tekfurları ittifak ederek Osman Gazi´ yi bir düğün münasebetiyle öldürmek istediler. Dostui Harmankaya hakimi Köse Mihal (ki daha sonra İslamiyet´i kabul ederek Mihal Gazi adını almıştır)´ in haber vermesi ile vaziyeti öğrenen Osamn Gazi sür´atle harekete geçerek Bilecik ve Yarhisar´ ı zabt etti. Gelini ele geçirerek Nilüfer adını verip, oğlu Orhan Gazi ile nikahladı. 1299´ da Türkiye Selçuklu sultanlığındaki iktidar boşluğundan faydalanan Osman Gazi istiklalini ilan etti. 1301´ de Yenişehir´ i alarak İznik ve Bursa´ nın fethinin yolunu açtı. Bursa, Kite ve Atranos tekfurlarının kuvvetlerini Koyunhisar mevkiinde bozguna uğrattı. Bu zaferden sonra Keste... Devamı

ALİ KUŞÇU

2013-02-01 18:00:00
ALİ KUŞÇU |  görsel 1

Matematik ve Astronomi sahasında dünya çapında şöhret ALİ KUŞÇU Verdiği eserlerle Astronomi ve Matematik ilminde dünya çapında şöhrete ulaşan âlimimiz Ali Kuşçu 1410 yılında Semerkand'da doğmuştur. Babası, Muhammed, Türkistan ve Maverâünne-hir emîri Uluğ Bey'in Doğancıbaşısıdır. Alâüddin Ali İbni Muhammed'in "Kuşçu" lakabı buradan ileri gelmektedir. Genç yaşında riyaziyye (matematik) ve astronomiye merak salan Ali Kuşçu, ilk tahsilini Semerkand'da yaptı. Bizzat Uluğ Bey'den astronomi ve riyaziye okudu. Aynca devrin meşhur âlimlerinden Bursa'lı Kadızâde Rumî'den ders aldı. Semerkand'dan sonra yine devrin ilim merkezlerinden Kirman'a giden Ali Kuşçu, burada tahsilini ilerletti. Kirman'da bulunduğu esnada, Nasırüddin-i Tûsi'nin "Tecrid'ül-Kelâm" isimli eserini şerhetmiştir. Ali Kuşçu'nun bu çalışması "Şerh-i Cedid" diye meşhur olmuş ve uzun müddet medreselerde okutulmuştur. Yine Kirman'da ayın şekillerini gösteren "Eşkâl-i Kamer" isimli eseri yazmıştır. Kirman'da tahsilini ikmal ettikten sonra tekrar Semerkand'a dönen Ali Kuşçu burada Uluğ Beyin kurmuş olduğu rasadhâneye (gözlemevi) müdür olmuştur. Rasadhanenin iyi bir şekilde işlemesini sağlayan Ali Kuşçu aynı zamanda Uluğ Bey'in yıldızların yerlerini ve hareketlerini gösteren cetvel olan "Zîc" adlı eserine yardım etmiş daha sonra da Uluğ Bey'in bu meşhur eserim tamamlamıştır. Uluğ Bey'in 1450'de vefatı üzerine, Tebriz'e giden Ali Kuşçu orada Uzun Hasan'ın talebi üzerine bir müddet kalmıştır. İlme ve âlime büyük değer verildiği 15.Asırda yaşamanın verdiği imkanlarla değerli eser... Devamı

ALİ EMİRİ EFENDİ

2013-01-30 20:19:00
ALİ EMİRİ EFENDİ |  görsel 1

Hayatını, ilme, halkın kültürünü yükseltmeye adayan fedakâr insan ALÎ EMİRİ EFENDİ Şehzadebaşı'ndan Fatih Camiine giderken yolun sol tarafında mütevazi bir binagörünür. Tarihî eser olduğu bellidir. Kapısında "Millet Kütüphanesi" tabelası vardır. Bir bahçeden girilen ana yapıda eşsiz el yazması, taş basması eserler bulunmaktadır. Bu kütüphaneyi dolduran binlerce cilt eser Ali Emiri Efendi'nin emeğinin, gayretinin, fedakârlığının, mahsûlüdür. Ali Emiri Efendi otuz yıl boyunca İslâm Âleminin kültür merkezlerini dolaşıp, varını yoğunu harcayarak bu kütüphaneyi dolduran eserleri toplamıştır. Hiç evlenmeyen Emiri efendi, hayatını, ilme, milletinin kültürünü yükseltmeye adamıştır. Ne yazık ki bu değerli şahsiyet gelecek nesillere layıkiyle tanıtılmamıştır. Hatta kurduğu kütüphanede onun topladığı, kendi imkanlarıyla satın aldığı eserleri okuyanlar bile Emiri Efendi hakkında fazlaca malumata sahip değillerdir. Ali Emiri Efendi 1857'de Diyarbakır'da dünyaya gelmiştir. Ailesinde değerli ilim adamları bulunan Emiri Efendi küçük yaşından itibaren sıkı bir ilmî çalışmaya girişmiştir. İlk tahsiline Diyarbakır'da başlayan Emiri Efendi ilk önce Sülüküyye Medresesine devam etmiştir. Daha sonra çeşitli medreselerde ilim tahsil etmiştir. Dinî ilimlerde kariyer sahibi olan Emiri Efendi gece gündüz okuyarak kendisini yetiştirmiştir. Tarih üzerinde çok durmuştur. Maliye memuru, bilahare Müfettişi olarak Devlet Hizmetinde geçen otuz yıl müddetince her gittiği yerden değerli kitapları toplamıştır. Bu uğurda bütün maaşını ve kazancını vermiştir. Anadolu ve Rümelinde muhtelif şehirlerde memurluk yapan Emiri Efendi en fazla kitapl... Devamı

AHMED CEVDET PAŞA

2013-01-30 14:55:00
AHMED CEVDET PAŞA |  görsel 1

Örnek Devlet idarecisi ve büyük âlim AHMED CEVDET PAŞA 19. asrın en meşhur Devlet adamı ve âlimlerinden birisi de Ahmed Cevdet Paşa'dır. Cevdet Paşa Devlet kademelerindeki icraatlarıyla, telif ettiği eserlerle ve hukuk sahasındaki üstün başarısıyla devrinde ve sonraki yıllarda takdirle hatırlanmıştır. 27 Mart 1822'de Lofça'da doğan Cevdet Paşa ilim âlemine çok küçük yaşında adımını atmıştır. Dedesi Ahmet Ağa Prut gazilerindendir. Babası İsmail Ağa Lofça'nın idare meclisi azâsıdır. Annesi Ayşe Sünbül Hanım da kültürlü, ilim, irfan kıymeti bilir bir kadındır. Bu şekilde ilme kıymet veren bir aile muhitinde büyüyen Ahmet Cevdet, ilk tahsilini doğduğu kasabada yapmış, çok kuvvetli bir dinî kültür edinmiştir. 17 yaşına kadar Lofça'daki âlimlerden dinî ilimlerin yanı sıra, Arapça, mantık ve fen ilimleri tahsil etmiştir. Fıtraten, zeki, kabiliyetli ve çalışkan olan Ahmet Cevdet 1839'da İstanbul'a gelmiş ve Fatih Camiinde tahsiline devam etmiştir. Bir taraftan öğrenirken diğer taraftan da öğrendiğini öğretmektedir. Devrin ricali, âlim ve şairleriyle tanışmış, hepsinin takdirini kazanmıştır. 1844'te Dârül-Mesnevî'nin açılışı esnasında padişah I.Abdülmecit'in huzurunda Mesnevi-i Şerif icazetini almıştır. Medresede, hadis, tefsir, mantık, âdap, ilm-i kelam, hikmet, hendese, hesap, cebir, kozmoğrafya, coğrafya tahsil ederek kuvvetli bir ilmî yapı kazanmış olan Cevdat Paşa, devlet hizmetinde çeşitli kademelerde selâhiyetini ortaya koymuş ve her vazifesinde muvaffakiyet göstermiştir. 1845'te Müderris oldu. 1850'de Meclis-i Maârif âzâlığı ile Darülmuallimîn müdürlüğüne tayin edildi-. 1851'de ... Devamı

Teşkilat-ı Mahsusa ve Batı Trakya

2013-01-26 15:55:00
Teşkilat-ı Mahsusa ve Batı Trakya |  görsel 1

Teşkilat-ı Mahsusa ve Batı Trakya Cumhuriyeti’nin Teşekkül Sebepleri    Balkan jeopolitiğindeki bütün gelişmeler Batı Trakya Türk Cumhuriyeti lehinde olmasına rağmen; Enver Paşa ve trio’sunun girişimleriyle 29 Eylül 1913 Osmanlı-Bulgar detantı bahis mevzuu edilerek Batı Trakya Türk Cumhuriyeti mülga hale getirilmiştir. Bu mümtaz Türk Cumhuriyeti’nin mülga hale getirilmesi ne dün, nede bugün ve hatta atideki müstakbel nesillerin asla tasvip etmeyeceği iğrenç bir ihanettir.    TÜRKİYE, İstanbul: Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’nin teşekkülü Balkan Türklüğü ve evlad-ı fatihan nezdinde de ve keza Türklük dünyasında coşkun bir sevinç halesi meydana getirmişse de; kısa süre sonra herhangi mucip bir sebep olmadığı halde; mülga ve münfesih hale irca edilmesi ise; kat’iyetle yalnız Batı Trakya Türklerini değil; bütün Balkan Türklüğünü manevi bir hüsrana sevk etmiş olup; toplumu adeta demoralize etmiştir.    Halbuki teşekkül eden bu devlet antibulgarist bir özellik ifade etmesine rağmen; Bulgar monarşist hükümet yetkilileri sosyopolitik diyaloga geçmiş ve böylelikle “Batı Trakya Cumhuriyeti”nin meşruiyetini resmen tanımıştır. Bu ciddi gelişmeye paralel Elefterios Venizelos yönetimindeki hükümet ise; defakto siyasi münasebet kurmuş ve cumhuriyet sorumlularına gönderdikleri “mesaj”da “Eğer Batı Trakya Cumhuriyet yöneticileri kurtuluş harekatını Tuna boyuna ve diğer yörelere teşmil edeceklerse en az 30 bin kadar “Yunan silahlı gücü”nü Batı Trakya Türk Cumhuriyeti sorumlularına her an verebileceklerini açıkça ifade etmişlerdir.     Balkan jeopolitiğindeki büt&u... Devamı

ANA DİLDE EĞİTİM

2013-01-22 14:59:00
ANA DİLDE EĞİTİM |  görsel 1

          Anadilde eğitim meselesi son zamanlarda bazı çevrelerce sıkça dillendirilmeye başlandı  benim de kafama takılan ve "Anadilde eğitime kesinlikle karşıyım diye acaba bende mi hata var?" diye şööyle bir aklımın kenarından geçen bu konuda kendi çapımda naçisane ufaktan bir araştırma yaptım.       Bu konudaki düşüncemi paylaşmadan evvel, Türk Milletine, Türkçeden başka dillerde de eğitim-öğretim öneren ve ısrar eden bazı ülkelerde durum nedir, ona beraberce bakalım; KUZEY IRAK;       Barzani, resmi dil olarak “Sorani” dilini resmi dil, yani eğitim-öğretim dili olarak dayatıyor. Hatta, Kürtçeyi yasaklama çalışıyor. Sorani, Arap harflerinden oluşuyor ve Kürtlerin çoğu bu dili anlamıyor. Türkiye’ye “Kürtçe Eğitim” dayatanların bu uygulamaya karşı sesleri çıkamaz. Çünkü Kuzey Irak’ta Barzani’ye karşı gelmek, ölümle eşdeğerdir. Hele Türkiye’de askere-polise yaptıkları gibi bir Peşmergeyi öldürmeye kalkışmanın cezasını sadece yapan değil, yedi sülalesi yok edilerek çeker…   İRAN-SURİYE-IRAK; Bu üç ülkede yaşayan Kürtler, özellikle “Kürt Diasporasını” oluşturan Kürtler, bir Avrupa ülkesinde bir araya geldiklerinde “Kürtçe” anlaşamazlar, çünkü hepsi farklı lehçeler kullanırlar. Arapça-Farsça veya Türkçe konuşarak anlaşırlar. Birbirleriyle “Türkçe” konuşarak anlaşabilen bölücülerin Türkiye’ye “Kürtçe Eğitim-Öğretim” dayatmaları ve bizdeki bazı safların da buna inanması, ne garip bir &cced... Devamı